Uluslararası Ehlibeyt (a.s)Haber Ajansı -ABNA- Ortadoğu’da yürütülen normalleşme süreçleri, sadece devletler arası diplomatik bir yakınlaşma değil, ABD öncülüğünde kurulan güvenlik, sermaye ve altyapı ağlarının merkezine İsrail’i yerleştiren kapsamlı bir dönüşümün parçası olarak görülüyor. El-Ahbar gazetesinde kaleme aldığı analizde İlyas Hazin, bu sürecin bölgedeki güç dengelerini yeniden yapılandıran teknik bir mekanizma olduğuna dikkat çekiyor.
Ekonomik Entegrasyon Siyasi Meselenin Yerini Alıyor
Hazin’in analizine göre, İbrahim Anlaşmaları ile başlayan ve IMEC (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) gibi çevresel işbirliği projeleriyle derinleşen süreç, “ekonomik karşılıklı bağımlılık” kavramını temel alıyor. Bu strateji, işgal, egemenlik ve Filistin halkının temel hakları gibi çözüm bekleyen yakıcı siyasi sorunları gündemden düşürmeyi amaçlıyor. Siyasi meselelerin yerine ikame edilen bu ekonomik ağlar, bölgedeki aktörleri İsrail ile pragmatik bir işbirliğine zorunlu kılan bir “bağımlılık hattı” oluşturuyor.
Sınıfsal Bir Proje ve İdeolojik Dayatma
Yazıda öne çıkan bir diğer çarpıcı nokta, normalleşmenin toplumsal karşılığı. Hazin, bu sürecin bölge halklarının yaygın ve köklü muhalefetine rağmen yürütüldüğünü belirtiyor. Yönetici seçkinlerin kendi çıkarları doğrultusunda yukarıdan aşağıya dayattığı bu projenin, aslında bir “sınıfsal tasarım” olduğunu vurgulayan yazar, normalleşmenin aynı zamanda mevcut düzenin kaçınılmazlığını toplumlara kabul ettirmeyi amaçlayan bir ideolojik süreç olduğunun altını çiziyor.
Hazin’in değerlendirmesi, normalleşmenin yalnızca sınır ötesi bir ticaret anlaşması değil, bölgenin güvenlik mimarisini ve geleceğini ABD güdümünde yeniden şekillendirmeye yönelik, halktan kopuk, elit merkezli bir “bölgesel düzen” inşası olduğuna işaret ediyor.
yorumunuz